YOY Mimarlık & Tasarım Ltd. Şti. Restorasyon / Mimarlık · Tasarım ve Uygulama

Rehber · YOY Mimarlık

Tarihi yapılar neden bozulur?

Bir tarihi yapıyı onarmadan önce yanıtlanması gereken tek soru vardır: bu hasarın nedeni ne? Neden ortadan kaldırılmadan yapılan onarım, harcanan parayı ve emeği boşa çıkarır. Bu yazı, koruma yazınının bozulma nedenlerini nasıl sınıflandırdığını ve bunların Antakya’da nasıl göründüğünü anlatıyor.

Önce tanı, sonra tedavi

Koruma yazınında sık kullanılan bir benzetme vardır: restorasyonu yapacak mimar, kendini ancak hasarlarıyla anlatabilen bir hastanın karşısındaki hekim gibi çalışır. Yapıyı farklı zamanlarda — yaz sıcağında, yağmur yağarken, karla örtüldüğünde — izler; çatlamayı, çiçeklenmeyi, yosunlanmayı kaydeder ve bunlara neden olan etkeni arar.

Bunun pratik karşılığı nettir. Hasar nedeni ortadan kaldırılmadığında bozulma devam eder; harcanan zaman, emek ve para boşa gider. Dahası, gecikme sırasında hasar büyür ve yeni sorunlar ortaya çıkar. Sıvası dökülen bir duvarı yeniden sıvamak, sıvayı döken nemi kesmiyorsa onarım değil erteleme olur.

Bozulma nedenleri iki kümede incelenir: yapının kendinden, konumundan, tasarımından, malzemesinden ve işçiliğinden kaynaklanan iç nedenler; doğanın, afetlerin ve insanların yol açtığı dış nedenler.

İç nedenler: konum ve zemin

Yapının bulunduğu yer, iklime bağlı etkilerden ne kadar zarar göreceğini doğrudan belirler. Bir yamaç eteğinde ya da çukurda duran yapı, yüzey suları iyi toplanmadığında sağanaklar sonrasında uzun süre su içinde kalır; ahşap kapıları çürür, döşemelerinde ve duvarlarının alt kesimlerinde bozulmalar başlar.

Zeminin mukavemetinin düşük olması ya da homojen olmaması, zamanla dönme ve farklı oturma gibi gözle görülebilen hasarlara yol açar. Dolgu zeminler bu tür hasar için elverişlidir. Çatlakların yapıdaki yerine ve doğrultusuna bakarak hasarın zeminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hakkında kabaca fikir edinilebilir; ama kesin tanı zemin mühendisliğinin alanıdır.

Yapının bir fay hattı üzerinde ya da oluşumunda çatlaklar bulunan bir kaya üzerinde yer alması da yok olma riskini artıran bir etkendir. Antakya, tam olarak bu tanımın içine düşen bir kenttir; kent merkezindeki zemin ve fay ilişkisi, hasar tablosunun tek başına en belirleyici bileşenidir.

İç nedenler: tasarım, malzeme, işçilik

Taşıyıcı sistemde ilk tasarımdan gelen boyutlandırma hataları ciddi hasar üretir. Taşıyacağı yüke göre ince kesitli bir duvar zamanla bel verir; payandalar yetersiz kaldığında kemer, tonoz veya kubbede açılmalar olur ve sistem yıkılabilir. Temellerin zayıf ya da yetersiz kesitte olması da üstte çatlamalara ve düşeyden ayrılmalara yol açar.

Malzemenin niteliği ömrü doğrudan belirler. Taşın içinde kil tabakalarının bulunması hızlı aşınmaya yol açar. Tortul taşlar doğada yatay tabakalar hâlinde durur; blok, taşın “suyuna” ters hazırlanıp yerine konursa bozulma, tabakaların cepheden geriye doğru katman katman dökülmesi şeklinde olur. Kötü pişmiş tuğlada hızlı aşınma, dökülme ve çukur oluşumu görülür. Kârgir yapıda ana malzemeyi birleştiren harcın niteliği en az taşın kendisi kadar belirleyicidir: çamur ya da zayıf kireç harcıyla örülen duvarda harç çözüldükçe yapı dağılır.

Kötü işçilik ve yanlış detay, iyi malzemeyi de boşa çıkarır. Kesme taş yapılarda blokları birleştiren demir kenet ve miller iyi izole edilmediğinde derzden sızan su onları paslandırır; paslanırken hacmi büyüyen metal, yarattığı iç gerilimle taşı çatlatır ve müdahale edilmezse mimari öğe parçalanır. Çözüm çoğu zaman malzemeyi değiştirmektir: demir mil ve kenetlerin paslanmaz çelik veya titanyumla yenilenmesi.

Bol yağış alan yörelerde düz çatı yapmak da bir ilk tasarım hatasıdır: su geçirimsizliği zor sağlanır, yoğuşma bozulmalara yol açar ve sürekli bakım ister.

Dış nedenler: doğanın uzun süreli etkisi

Yapılar uzun yıllar doğanın değişik etkileri altında yıpranır ve sürekli bakım sağlanmazsa ciddi hasar görür. Yaz sıcağında genleşen malzeme kışın dona maruz kalır; ısı farkları ve donma–çözünme döngüleriyle malzeme yorulur.

Su, tek başına en büyük etkendir. Zeminden kılcallıkla yükselen nem strüktürü ıslatır, taşıyıcıya gelen yükü artırır ve içinde taşıdığı tuzların duvar yüzeyinde buharlaşmasıyla çiçeklenmelere yol açar. Çatı kaplaması ya da deresi bozulmuş bir binada yağmur suyu hızla uzaklaştırılamaz; yosun yerleşir, ahşap çatı ve döşemelerde mantar gelişir.

Çatlaklara giren su donduğunda kama etkisi yapar; çatlak büyür, büyük parçalar kopar. Osmanlı yapılarında pencere sövelerinin alt kısımlarındaki parmaklık yuvaları kurşunla doldurulmadığında, bu boşluklara giren su kışın donarak sövenin bir parçasını kopartır. Yüzeyden akan yağmur suyu ise aşındırır: yapının zemine yakın kısmı oyulduğunda üst parçalar konsol durumda kalır ve desteklenmezse kopar.

Rüzgârın taşıyıp derzlere ve duvar oyuklarına bıraktığı tohumlar filizlenir; bakımsız binaların cephesinde ve çatısında incir ve aylandız gibi ağaçlar kök salar. Kuşlar kurşun örtüyü delerek binaya su aldırır, ahşap kurtları ahşabı içten kemirir, liken ve mikroorganizmalar taşın bozulmasını hızlandırır. Bunların hepsinin ortak özelliği şudur: başlangıçta küçük, sürekli bakımla giderilebilir hasarlardır.

Dış nedenler: afet ve insan

Deprem, toprak kayması, sel ve yangın gibi afetler ansızın ortaya çıkar ve büyük ölçekli müdahale gerektirir. Deprem kuşağı üzerindeki Türkiye’de anıtlar tarih boyunca sarsıntılardan hasar görmüş, yıkılmış ve yeniden yapılmıştır; birçok önemli anıtta deprem sonrası onarımların izleri okunabilir. Cephelerde görülen gergi ve kılıç demirleri çoğu kez böyle bir onarımın kaydıdır.

İnsan kaynaklı hasarın başında terk gelir. Bir tarihi yerleşmenin boşalması ve dokunun bakımsız kalması genellikle sosyal ve ekonomik nedenlere dayanır: asıl sahipleri kentin yeni bölgelerine göçtüğünde eski konutlar kira evine dönüşür ve hızla harap olur. Bazı yapılar ise sahiplerinin “yıkılsın, yerine yenisini yapalım” beklentisiyle bilerek kaderine bırakılır.

Kötü kullanım harabiyeti hızlandırır. Yeni kullanıcıların isteğine göre eklenen ara katlar, bölme duvarları, sokak cephesine açılan vitrinler ve ayrı girişler yapıyı hızla değiştirir. Bunların bir kısmı yalnızca görünüşü değil taşıyıcı sistemi de bozar: geleneksel evlerde pencere genişletmek için ahşap çakının dikme ve yanlamalarının kesilmesi, strüktürel sürekliliği doğrudan zedeler.

Kötü onarım ise en sinsi olanıdır, çünkü iyi niyetle yapılır. Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir; iyi yetişmiş mimar ve ustalar tarafından, uygun malzeme ve teknikle yapılmayan onarımlar kaba tamirden öteye geçmez ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan kayıp bırakır. Antakya’da sıkça karşılaştığımız örnek, geleneksel kireç harçlı taş duvarda çimentolu harç kullanılmasıdır: sert ve geçirimsiz harç, yumuşak taşı kendi lehine zorlar ve bozulmayı hızlandırır.

Sık Sorulan Sorular

Çatlaklara bakarak nedenini anlayabilir miyim?

Kabaca fikir edinilebilir. Yapı iki ucundan sağlam zemine oturuyor, ortadaki bölgenin zemini gevşekse; cephede kapı ve pencere boşluklarının köşelerinden başlayıp yaklaşık 45 derece açıyla yanlara doğru gelişen çatlaklar görülür. Yalnız orta kesimin altında sağlam zemin varsa çatlaklar aşağıdan yukarı doğru açılan bir düzen gösterir. Ancak bu yalnızca bir ön okumadır; kesin tanı ve çözüm zemin ve strüktür mühendislerinin işidir.

Çatlağın ilerleyip ilerlemediğini nasıl anlarım?

Çatlağın hareketli olup olmadığını anlamak için üzerine cam levha (tell-tale) yapıştırılır — levha kırılırsa hareket vardır. Daha hassas izleme için çatlak monitörü ya da Demec/strain gauge türü aletlerle çatlak genişliği düzenli aralıklarla ölçülür ve kaydedilir. Yüzeydeki çatlağın gerisindeki duvarın durumunu görmek için sıvanın sınırlı bir alanda raspa edilmesi gerekebilir; bu da izne tabidir.

Duvardaki tuz çiçeklenmesini boyayla kapatabilir miyim?

Hayır. Çiçeklenme bir yüzey kirliliği değil, duvarın içindeki suyun ve tuzun dışarı çıktığı yerdir. Yüzeyi geçirimsiz bir boya ya da sıva ile kapatmak, buharlaşmayı duvarın daha derinine iter; tuz bu kez sıvanın altında kristalleşerek onu içeriden söker. Doğru sıra, önce nemin kaynağını kesmek — zemin nemi, kaçak, bozuk dere — sonra yüzeyin nefes alabilen malzemeyle onarılmasıdır.

En ucuz koruma yöntemi nedir?

Sürekli bakım. Bugün anıtların korunmasındaki temel yaklaşım budur: birçok ülkede tarihi yapılar yıllık ve beş yıllık programlar çerçevesinde incelenir, saptanan hasarlar küçükken giderilir ve böylece yüksek maliyetli müdahalelere hiç gerek kalmadan korunurlar. Zamanında değiştirilen birkaç kiremit, zamanında temizlenen bir dere, yıllar sonra gerekecek bir çatı ve döşeme onarımının maliyetiyle kıyaslanamaz.

Kaynak

Bu yazıdaki sınıflandırma ve teknik tanımlar için başlıca başvuru kaynağı: Zeynep Ahunbay, Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, YEM Yayın, İstanbul 2009 (3. Bölüm: Anıtlarda bozulmaya neden olan etkenler). Antakya’ya ilişkin gözlem ve değerlendirmeler YOY Mimarlık’ın saha çalışmalarına dayanır.

Hizmetler

Projeler

Projenizi konuşalım

Hatay ve Antakya başta olmak üzere Türkiye’nin farklı bölgelerinde rölöve, restitüsyon, restorasyon ve rekonstrüksiyon projeleri hazırlıyor, Koruma Bölge Kurulu süreçlerini tek elden yürütüyoruz.